AKREBİN KISKACINDA FİLİSTİN “ÖZGÜRLÜK MEFKUREDE GİZLİ”

yazar:

kategori:

 


Orta Doğu son zamanlarda olabildiğinden çok daha fazla hareketli özellikle son günlerde
yaşananlar bize gösteriyor ki yeni dünya düzeninin ayak sesleri artık çok daha
net bir şekilde duyuluyor. Artık hiçbir ülke bulunduğu coğrafyada rahat değil
herkes her an bir hedef noktası, sadece bu hedeflerin yeri ve zamanı kim ya da
kimler tarafından vurulacağı ya da vurulmaya çalışılacağı belli değil.  

Mazlumların
kan ve gözyaşı ile yoğrulmuş ve şehitlerin kanı ile şereflenmiş Müslüman
coğrafyasının toprakları ise yüzyıllardır açık bir şekilde hedef olmaya devam
ediyor ve hedefe acımasızca saldıranlar ise kendini açık bir şekilde
gösteriyor. 

Kudüs’ü
biliyorsunuz İlahi dinlerin en büyük mekanı O kutlu Nebi’nin (S.A.V) miraçta ki
en güzel durağı… Mescidi Aksanın bulunduğu o mukaddes şehir, Müslümanların ilk
kıblesi ve yine Hz. İsa’nın tebliğe başladığı ve göklere yükseldiği, Hz.
Davud’un, Hz. Süleyman’ın ve daha birçok peygamberin övgü ile bahsettiği
şehirdir Kudüs, ama şimdi o Kudüs boynu bükük ve zalim hükmü altında o mukaddes
beldeye yakışan inanca dayalı her şey şuan ayaklar altına alınıyor ve son
Nebi’nin (S.A.V) mübarek ayaklarının değdiği o yerleri şuan maalesef
Müslümanlara zulmeden ve inanca ve ibadete saygısı olmayan postallar çiğniyor
bu maalesef acı bir gerçek…

Evet
gerçekleri, zulmü, haksızlığı açık bir şekilde görüyorken tabi ki sessiz
kalamayız bizlerde bir şeyleri artık söylemeyi değil bizzat artık icraata geçme
boyutunda olmalıyız karşımızda ki güç maalesef kendi amaçlarına doğru hızlı bir
şekilde gidiyor bu çok açık, artık bazı şeyleri daha net bir şekilde belirtmeyi
önlemleri de bu doğrultuda almak mecburiyetindeyiz. Şimdi şu zamana kadar
yapmış olduğumuz ve kendi kendimizi rahatlatmaya çalıştığımız aslında kimseye
faydası olmayan hareketlerden vazgeçmeliyiz evet bir tepki ortaya koyacağım ama
benim tepkim eline üstünde “Kahrol İsrail”, “İsrail
Terörist” diyen kartonları alıp avazı çıktığı kadar bağırmakta olmayacak
çünkü bu hareketin hiç bir faydası yok ve meydanlarda toplanan sadece eline bir
A4 kağıdı alıp açıklama yapan STK temsilcileri ve değerli başkanlar, kusura
bakmayın yaptığınız açıklamalarında bir anlamı ve faydası yoktur.

Şimdi
bazılarınız o klasik cümleyi kurabilir zalime karşı sessiz mi olalım, dilsiz
şeytan mı olalım diye kesinlikle olmayacağız her zaman mücadele edeceğiz ama
inanın ki mücadele yöntemi bu değil şimdi gelin sizinle farklı bir yol
deneyelim ve görelim şu ana kadar aslında yapmış olduğumuz her şeyin baştan
aşağı yanlış olduğunu. 

ÖNCE RAKİBİNİ TANI VE
PLANI ÖĞREN

Yıllarca
toplum olarak belki de yaptığımız en büyük yanlış, eleştirdiğimiz, kınadığımız
ve hatta ve hatta sövüp saydığımız her şeyin anlamını tam olarak bilmememiz. Evet
kızıyoruz ama kime kızıyoruz kimi kınıyoruz kime lanet okuyoruz işte bunlara
cevap veremiyoruz önce bu sorunu çözmeliyiz evet herkesin ağzında tek slogan
“İsrail Terörist” peki kim bu İsrail tamam düşman o, ama bu düşman
kimin nesi, nereden gelmiş nereye gidiyor bu konu toplumun kafasında ne kadar
yer ediniyor burası meçhul…

İsrail
kuruluş amacı olarak diğer ülkelere kıyasla çok daha farklı bir boyutta, çünkü
bu devlet hem dini bir kimlik taşırken hem de katı bir ideoloji üzerine
kurulmuştur. İsrail’i oluşturan Yahudi kesimi dünyada öyle çok kalabalık bir
topluluk değil taş çatlasın en fazla 15 milyon kişi, bu sayınında belli bir
kesimi İsrail’de bulunuyor. Yahudi kesiminin yani özelliklede İsrail’in bu
sayıyı arttırma gibi bir hamlesi şu ana kadar mevcut değil İsrail
yurttaş=dindaş gözü ile bakıyor ve ülkesinde yaşayan Yahudileri de safkan
olarak kendisine ait özel sınıflandırma şekilleri ile ayırıyor ve Museviler Yahudilerle
bir tutulmuyor.

Kuruluş
macerası ilk olarak 1897 yılında I.Basel kongresi ile başlayıp resmi olarak ise
1948 yılında kuruluyor en büyük kurucu liderleri ise Siyonizm’in izinden
bağlılık ile giden Theodore Herzl’dir. Araştırmacı gazeteci olan Herzl 1890’lı
yıllardan itibaren İsrail’in kurulması için dünyanın dört bir yanındaki Yahudileri
tek çatı altında toplamaya çalışıp kendi amaçları doğrultusunda İsrail’in
kurulması için her yolu denemiştir. Cennet Mekân Sultan Abdülhamid Han ile
Filistin konusundaki tartışması ve Ulu Hakan’dan almış olduğu ret cevabı
tarihin baş sayfalarında yerini almaktadır.  

Ülkelerin
kuruluş amaçları olduğu gibi ileri ki nesiller içinde düşünmüş olduğu uzun
vadeli planları her zaman vardır. Türkiye’nin nasıl ki kurtuluş mücadelesinde
Misak-i Milli sınırları var ise İsrail’in de kendisine yönelik hem kuruluş
amacını hem de uzun vadeli planları içeren bir Arzı Mevud (Kutsal Topraklara
giriş) amacı bulunmaktadır.

Theodore
Herzl’in İsrail’in kurulma konferansında kendi ülkesi için şunları söylemiştir.
“Topraklarımızın kuzey sınırları Kapadokya Dağları Güney sınırları ise
Süveyş Kanalıdır”
 işte bu sınırları göz önüne aldığımız zaman İsrail
oğullarının göz diktiği topraklar sadece Kudüs değil Türkiye’nin Güneydoğu
Anadolu bölgesi, Doğu Anadolu bölgesi, Akdeniz’in bir kısmı ve İç Anadolu’da
Nevşehir ve çevresine kadar bölgeler İsrail’in Arz-ı Mevudu’nun içinde yer
almaktadır. İsrail’in göz diktiği topraklarında tarih boyunca hem Anadolu’da
hem de Ortadoğu da bulunan zengin kaynakların hemen üstünde yer alması sömürü
zihniyetini çok açık bir şekilde bize gösteriyor. 

Osmanlı
döneminde devleti parçalamak için 1800’lü yıllarda yapılan uzun soluklu
parçalama planını oluşturan devletler (ki bunun başında en büyük aktör
İngiltere) Ortadoğu’yu keskin bir kılıç gibi kesip atacak bir taşeron devlet
gereksinimi duydular. Hem dini hem de ideolojik amaçlarını saplantı haline
getiren İsrail ve İsrailoğulları aslında parasal ve finansal güç olarak Osmanlı
Devleti’ni parçalamayı düşünen devletlerin en büyük efendisi idiler. 

EKONOMİK VE FİNANS
DÜNYASINDA Kİ GÜÇ 

Yahudiler
Sanayi Devrimine kadar yoksul ve orta gelirli olarak yaşadılar ve dağınıktılar
tüm dünyayı ekonomik olarak değiştiren Sanayi Devrimi ile Yahudiler birikim
yapıp orta sınıfta olan tüccarlara borç verdiler ve bu borçları verirken
uyguladıkları faiz sistemi ile Yahudilerin elde etmiş oldukları kazanç
katlanarak arttı. İlerleyen zamanlarda ise zenginleşen Yahudiler artık devlet
adamlarına, politikacılara, krallara ve imparatorlara ve dünyadaki ülkelere
borç verir duruma geldiler ve zamanla bu ülkelerin uyguladıkları politikalarda
söz sahibi oldular ve büyüdükçe büyüdüler Abdülhamid Han zamanında 20.Yüzyılda köleliğin
borçlanmak olduğunu söylerken yanılmadığını bu örneklerle açıklıyoruz.

Dünyada
Yahudi ailelerinin yönettiği para tüm dünyada ki ülkelerin milli hasılasının
neredeyse yarısı örnek olarak en büyük Yahudi ailelerden Rothshildlerin
yönettiği para trilyonlarca dolar bu miktar birçok ülkenin GSMH’nin çok çok
üzerinde, üretim ve temel tüketim-gereksinim mallarının en büyük sağlayıcısı Yahudi
kesimi, dünyada kapitalizmin başlangıcı ve ekonomik sistemlerin kurucularının
Klasik İktisat sisteminin kurucularının (Adam Smith) Yahudi oluşu ve hatta
sistem çıkarlara ters düşerse mevcut sistemi eleştirenlerin bile Yahudi oluşu
(Karl Marks -Sosyalist Sistem) ekonomide ki güçlerini bize açık bir şekilde
gösteriyor kontrollü kaoslar, borçlandırılan ülkeler, IMF politikaları ve
politikalarda sunulan kurtarma paketi altında size böyle yapacaksınız yoksa
para yok demeleri her şeyin bir sistem halinde yürütüldüğünün açık kanıtı. 

GAZZE’NİN ÖNEMİ

Yıllardır
birçok çatışmaya sahne olan bölge İsrail ve Filistin arasında yaşananlar dünya sahnesinde
mazlum ve zalimin yerini net bir şekilde göstermiştir. Tarih şahittir ki
savaşmanın da bir usulü, kanunu ve raconu vardır. Karakterli bir şekilde yürek yüreğe
savaşanlar kadın, çocuk öldürmez birbirlerinin kutsal mekanına saldırmazlar. Zulüm
ile hükmetmeye kalkanlar döktüğü kanda bir gün boğulurlar.

Bu
yukarıda bahsetmiş olduğumuz insani ve vicdani kurallar herkesi
ilgilendirmektedir. Gazze’de ölen çocuk ile İsrail’de ölen masum bir çocuk
arasında hiçbir fark yoktur. İnsan olmanın gerekliliği hangi inanıştan, dinden,
ırktan olduğuna bakılmaksızın birlikte barış içerisinde saygı ile yaşamaktır. Zulmedene
benzemek haklı bir davayı savunurken haksız duruma düşmek en büyük ayıptır.

Yüzlerce
hukuksuzluk ve insan haklarına saygısızlığın yapıldığı bu coğrafyanın önemi
nedir? Gazze neden önemlidir?

Gazze
şeridi 40 kilometre uzunluğunda dar bir sahil şerididir. Adını en büyük şehri
Gazze’den alan bu bölgede 1,4 milyon Filistinli barınmaktadır. Gazze Şeridi
hiçbir ülke tarafından bağımsız bir devlet veya devlet bölgesi olarak kabul
edilmemektedir. Aksine dünyadaki genel kabul, İsrail’in bir parçası
şeklindedir. ABD tarafından ise, İsrail tarafından ele geçirilmiş ve İsrail-
Filistin arasında bir anlaşmayla geleceği belirlenecek bir bölge olarak
tanımlanmaktadır. İsrail, Gazze Şeridi’nin hava ve deniz sahalarını kontrol
etmektedir Gazze Şeridi’nin İsrail ile 51 kilometre ve Mısır ile 11 kilometre
uzunluğunda kara sınırı vardır. Gazze Şeridi ılıman bir iklime sahiptir.
Kışları serin yazları sıcaktır. Doğal kaynakları; ekilebilir arazi ve yeni
keşfedilmeye başlanan doğal gazdır.

Bölge
hem stratejik hem de tarihsel bir öneme sahiptir. Her savaşta olduğu gibi Filistin’in
coğrafi konumu bütün sömürgecilerin ağzını sulandırmaktadır. 1948’den günümüze
kadar Filistin toprakları pare pare koparılmış ve bir köşeye sıkıştırılmıştır. Filistin
kan ve göz yaşı ile akrebin kıskacında yoğrulmuştur. Bu koparılmanın, bu
saldırganlığın temelinde bize göre sözde ama İsrail’e göre bir mefkure olan bir
teori yatmaktadır. Bu teorinin kaynağı Arz-ı Mevud’dur.

ARZ-I MEVUD’UN KAYNAĞI

İsrail’in
kutsal topraklara giriş olarak adlandırdığı serüvenin başlangıcı Hz. Musa’ya
kadar gitmektedir. Ama İsrailoğulları tarih boyunca kendisine gönderilmiş
Peygamber’lerin sözünü dinlemeyen bir topluluk olarak bilinmesinin en önemli
kanıtı Kuran’ı Kerim’de yer almaktadır. Kuran’ı Kerim’in en önemli suresi
olarak bilinen Maide süresinde Hz. Musa ve Kavmi ile geçen konuşmada Hz.
Musa’nın kavmime toprakları için mücadele etmelerini öğütlerlerken kavminin Hz.
Musa’yı dinlememelerinden sonra Hz. Musa Allah’a dua ederek “Ey Rabbim!
Ben kendimle kardeşimden başkasına söz geçiremiyorum, artık bizimle bu fasık
kavmin arasını ayır”
 dedi. Maide süresinin 20-26 ayetleri bu
konuşmanın tamamını vermektedir. İsrail kendi amaçlarını (Arzı Mevud)
kendisinin oluşturmuş olduğu bozulmuş ve Hz. Davut’a inen Tevrat’tan çok daha
farklı anlayışlarla sahip kaidelerle hareket etmektedir. Hz. Davut’a inen
Tevrat’ın söyledikleri ile İsrail’in yaptıkları ve uyguladıkları tamamen birbirine
zıttır. İsrail ise Theodore Herzl’in belirlediği sınırlara ulaşmak için hiçbir
zaman durmayacak ve amaçları doğrultusunda hem askeri hem de ekonomik gücünü Siyonist
ideoloji ile kullanmaya devam edecektir. 

1948’DEN GÜNÜMÜZE PARE
PARE FİLİSTİN

İsrail
Filistin üzerindeki ilk büyük ablukasına 1948 yılında başladı. İsrail’in
kurulmasıyla aynı dönemde yaşanan 1948 Arap-İsrail Savaşı, Filistinlilerin
yaşadığı acıları azaltmazken, topraklarının işgal edilmesini de durduramadı
(AA,2021)

Birleşmiş
Milletler Genel Kurulunda 29 Kasım 1947’de Filistin’in, Yahudi ve Filistin
devleti olarak bölünmesini öngören karar onaylandı. Karara başta Filistinliler
olmak üzere Arap ülkeleri karşı çıkarken, siyonistler ise kararı memnuniyetle
karşıladı (AA,2021)

Bölünme
kararının ertesi günü siyonistler tarafından kurulan Haganah adlı silahlı çete
tarzı örgüt, Yahudilerin ikamet etmesi için hazırlanan bölgeleri ele geçirdi (AA,2021)

Filistin’de
İngilizlerin manda yönetimi sona erer ermez silahlı örgütler, 14 Mayıs 1948’de
David Ben Gurion tarafından İsrail devletinin kurulduğunu duyurdu.

İsrail’in
14 Mayıs 1948’de tarihi Filistin topraklarında bağımsızlığını ilan etmesi,
Filistinliler için onlarca yıldır devam eden felaketler silsilesinin başlangıcı
oldu. Bu nedenle İsrail’in bağımsızlığını ilan ettiği tarih olan 14 Mayıs’ı
takip eden gün, yani 15 Mayıs “Nekbe” (Büyük Felaket) günü olarak
sembolleşti (AA,2021)

Günümüze
kadar uzanan bu süreçte Filistin topraklarının büyük bölümü işgal edildi,
sistematik katliamlarla binlerce Filistinli öldürüldü, 1 milyona yakın kişi
vatanından sürüldü, 675 köy yok edildi ve bazı kentler Yahudileştirildi (AA,2021)

Nekbe’den
bu yana işgali genişleten İsrail, şu an 27 bin kilometrekarelik tarihi Filistin
topraklarının yüzde 85’ine el koymuş durumda. Filistinliler ise bu alanın
sadece yüzde 15’ini kullanabiliyor (AA,2021)

İsrail
ayrıca 1967’de işgal ettiği Doğu Kudüs ve Batı Şeria’da da yasa dışı Yahudi
yerleşim birimi inşaatlarına devam ediyor (AA,2021)

ÖZGÜRLÜK MEFKUREDE VE
NİYETTE GİZLİ

Şeytan
hiçbir zaman peşimizi bırakmıyor, ilk insanın varoluşundan bu zamana dek hiçbir
zaman bırakmadı. İnsanlık var oldukça kötülük de var oldu; iyinin karşısına
kötü, mazlumun karşısına zalim hep çıktı ve çıkacak da. Çünkü evren zıtlıklara
tabidir. Şeytan her zaman yüz değiştirecek; belki bir birey, belki bir
topluluk, belki de insanlığın içinde kin ve nefret hâline gelip diğer insanlara
zarar veren bir duygu olacak ve bu süreç ahir zamana kadar da böyle sürüp
gidecek.

            Geçmiş yüzyıl planlar yüzyılı idi bu yüzyıl uygulama yüzyılı
olacaktır. Kadim coğrafyamıza bakıp diş bileyenler ağızlarının suyunu akıtanlar
akrebin kıskacında bizi kan ve göz yaşı ile yoğurmaya çalışmaktadır. Planlarını
yaptılar üzerimize geliyorlar sadece Gazze değil bütün mazlum coğrafyalar
üzerinde aynı oyunlar farklı senaryolarla devreye sokuluyor.

            İstikametimizi kaybetmemeliyiz niyetlerimizi halis
tutmalıyız. Arzu Mevud bizi çevrelerken bizler hangi mefkure hangi idealle
cevap vereceğiz. Zalimin bile bir mefkuresi ideali var iken biz idealsiz
olamayız. Nerde Kızılelma’mız bu soruyu kendimize sormalıyız. Mazlumların gönül
coğrafyamızın hareket parolası kutlu mefkuremizdedir. Kızılelma gönül
coğrafyamızın yerleşim merkezidir. Zalim kana bulanmış yumruğunu bize sallar
iken hak sahibi olanlar şamar oğlanına dönmemelidir.

            İman ile çevrelenmiş tunç yürekler her daim ileriye
gitmelidir. Düşmana benzemeden yürekten cenk edilmelidir. Kirli planlara dahil
olmadan haklı iken haksız olmadan mücadele etmek en büyük erdemliliktir. Fırsat
vermeden dökülen kan ve göz yaşını unutmadan tarihten ders alarak hareket etmek
gerekir.

Yukarıda
bahsettiğimiz her konu söylenilmek istenilenlerin küçük bir başlangıcıdır. Büyük
resmi görmek, inancımızı kaybetmemek, kutlu mefkurenin izinde bu istikamette
yürümek niyetlerimize besmele çekmektir.

Unutmayalım
ki kutlu mefkuremiz Kızılelma zalimin kalbindeki korku, mazlumun yüreğinde ki
ümittir. Yeryüzünde inançla yaşama ve yaşatma davasıdır. Kızılelma düşsen bile
tekrar ayağa kalmak, sendelesen bile yeniden yürümek, hatta ölsen bile
dirilmektir. Arz-ı Mevud’un karşısına çıkacak ideal bu sırda gizlidir.

Onlar,
Allah’ın nurunu ağızlarıyla söndürmek istemektedirler. Oysa Allah, Kendi
nurunu tamama eriştirecektir; kâfirler istemeseler bile…


Yorumlar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir